Humberto Leon ve Carol Lim ikisili Pre-Fall sezonunda kuzey Amerika referansı ile yola çıkmışlar. Kitaplar arasında gerçekleşen çekime ayrı bayıldım; kıyafetler ise apayrı güzel. Asimetri ve geometrinin oyunlarına şahit olduğumuz koleksiyonda Kenzo’nun oldukça fazla merak uyandıran kışını ise şimdiden merak ediyorum.

Küçüklüğümde annemden de dolayı elbette Max Mara bir ‘anne’ markasıydı benim için. Her zaman klasik ve zamansız bir stile sahip olan markanın son sezonlardaki koleksiyonlarına ise ilgim oldukça artmış durumda. Pre-Fall koleksiyonu klasik tarz sevmeyenleri hiç bir şekilde yine yakalayamaz; fakat gençlik iksirinin çoktan içildiğini düşünüyorum. Monokrom görüntüler ve kısa pantolonlar yine ‘en iyi’ listemde.

Boğazına kadar kapalı simsiyah bir tençkotla (siyah üstüne siyah kocaman puantiyeli) açılış yapan koleksiyonu kadın çizimi desenleri izledi ve ardından yine büyük büyük puantiyelere ger dönüş yaşandı. Ardından gelen battaniyemsi dış giyimler , maskülen kombinasyonlar ve ‘harika’ kokteyl elbiseleri tek kelimeyle bütünlük içinde bir görüntü sergiliyor. Her parçasını istiyorum!

60’lı yaşlarındaki Linda Rodin ve 80’ler ile 90’larda modellik yapmış olan iki isim lookbook için biraraya gelince The Row aslında her zaman verdiği mesaj olan ‘zamansız ve yaş sınırı olmayan’ tasarımlarını daha da uygun vücutlarda sunuyor. Tazecik kızlar yerine üç isim etrafında giyilen kıyafetler beni öbür sunumlardan daha fazla tatmin etti. Çok daha gerçekçi ve markanın ana temasını yansıtan türde bir hareket olmuş doğrusu. Tasarımlara gelirsek benim o klasik yanım yine her birini çok beğendi; sadelik ve kaliteyi temsil eden ürünler evladiyedik türden.

Valentino’nun koleksiyonu çok eklektik, şık, klasik, çağdaş ve mükemmel. Nutkum tutuldu diyebilirim.